top of page

Lozan'a Giden Yol - 3

  • Yazarın fotoğrafı: Ünal Somuncu
    Ünal Somuncu
  • 20 Tem 2020
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Tem 2020


MİSAK-I MİLLİ


Bu arada Damat Ferit Paşa istifa etmiş, Ali Rıza Paşa yeni Hükümeti kurmuştu. Harbiye Nazırlığına bir ara Amasya Askeri Örgütü’ne üye olmuş bulunan Mersinli Cemal Paşa ve Bahriye Nazırlığı’na da Anadolu hareketine yakın Salih Paşa atanmıştı. Mustafa Kemal yeni Hükümete Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarının benimsenmesini, Mebusan Meclisi oluşuncaya kadar ülkenin yazgısıyla ilgili hiçbir yükümlülüğe girilmemesini ve Barış Konferansı’na gidecek temsilcilerin ulusun isteklerini bilen ve onun güvenine sahip kişiler olmasını şart koşmuştu. Ayrıntıları saptamak üzere Mustafa Kemal ile Salih Paşa 20-22 Ekim 1919 tarihlerinde Amasya’da buluştular. Mustafa Kemal işgal altında bulunduğu için Meclis’in İstanbul’da toplanmasını çok sakıncalı buluyordu. Salih Paşa da bunu kabul etti. Fakat Hükümet ve Padişah böyle bir çözüme karşı çıktılar. Komutanlarla yapılan danışmadan sonra Temsil Heyeti de Meclis’in İstanbul’da toplanmasını kabul etti. Yalnız Mustafa Kemal ve Rauf, mebus da olsalar, İstanbul’a gitmeyeceklerdi.


27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti İstanbul’a daha yakın olabilmek için Ankara’ya geldiler ve oraya yerleştiler. Mustafa Kemal seçilen mebusları yönlendirmek ve aralarında eşgüdümü sağlamak için gruplar halinde Ankara’da toplantıya çağırdı. Onlardan şu hususları istedi: (i) Meclis başkanlığına kendisinin seçilmesi, zira Meclis dağıtılacak olursa Başkan sıfatıyla Meclisi İstanbul dışında toplantıya çağırması kolay olurdu; (ii) Demokratik milliyetçi hareketin barış hedeflerini belirleyen ve Misak-ı Milli olarak anılan programın kabul edilip duyurulması; (iii) Meclis’te Müdafaa-i Hukuk Grubu kurulması ve (iv) Anadolu hareketine daha yakın bir Hükümetin oluşturulmasına çalışılması.


Meclis 12 Ocak 1920’de açıldı. 28 Ocak’ta 6 maddeden oluşan Misak-ı Milli kabul edildi. Belgeyi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.


-30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin sınırları içinde ve dışında kalan yerler birbirinden ayrılma kabul etmez bir bütündür.


- Mütareke imzalandığı sırada düşman ordularının işgali altında bulunan Arap çoğunluğun oturduğu yerlerin geleceği halk oylamasıyla belirlenmelidir.


-Halkı özgürlüğe kavuşunca oylarıyla anavatana katılmış olan Kars, Ardahan ve Batum için gerekirse yeniden halkın oyuna başvurulabilir.


-Türkiye barışına ertelenmiş bulunan Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi için de halk oylamasına başvurulması gereklidir.


-İstanbul ve Marmara Denizi’nin güvenliği sağlanmak koşuluyla Boğazların dünya ticaretine ve ulaşımına açılması konusunda bizimle birlikte öteki tüm Devletlerin oybirliğiyle verecekleri karar geçerli olacaktır.


-İtilaf Devletleriyle düşmanları arasında yapılan antlaşmalarda belirlenmiş olan azınlık hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da aynı haklardan yararlanması koşuluyla, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.


-Ulusal ve iktisadi gelişmemiz için tam bağımsızlık gerekir. Onun için kapitülasyonlara karşıyız. Payımıza düşen Osmanlı borçlarının ödenmesi de bu esasa uygun olacaktır.

Mustafa Kemal’in mebuslara verdiği metinde, Erzurum ve Sivas kararlarına uygun olarak, mütareke sınırları içindeki yerlerin birbirinden ayrılma kabul etmez bir bütün olduğu belirtilmişti. Anlaşılan İstanbul’da İmparatorluk havasına giren mebuslar İtilaf Devletlerinin işgali altındaki Arap ülkelerini de metine eklemişler ve bu topraklar üzerinde de hak iddia etmişlerdir.


Misak-ı Milli, esasında, ulusçu Anadolu Hareketinin dünyaya duyurulan programı olmuştur. Arap ülkeleri üzerindeki iddia dışında gerçekçi ve ciddidir. İstanbul’da farklı davranış sergileyen mebuslar gruplarına “Müdafaa-i Hukuk” yerine “Felah-ı Vatan” adını vermişler, Meclis başkalığına Mustafa Kemal yerine anılan gruba üye dahi olmayan birini seçmişler ve mevcut Hükümete de güvenoyu vermişlerdir.


İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’un da Türklerden alınmasına karar verdiklerine dair bir haber Ocak ayı başında basına sızdı. Mustafa Kemal bir karşı hamle yaparak 25 Ocak 1920’de Çukurova bölgesinde genel gerilla savaşına girilmesi için Kuvay-ı Milliye komutanlarına emir verdi. Maraş, Antep ve Urfa’da etkili bir mücadele başladı. Aralarında Ermeni Lejyonerlerin de bulunduğu Fransız askeri birlikleri dayanamadılar ve 8 Şubat’tan başlayarak 11 Şubat’a kadar bölgeyi terk ettiler. Biga’da bulunan Köprülülü Hamdi Bey komutasındaki Kuvay-ı Milliye birliği 27 Ocak 1920 gecesi Gelibolu’da Fransız koruması altındaki Akbaş cephaneliğini basarak pek çok silah ve cephaneyi Anadolu’ya kaçırdı.


14 Şubat’ta İngiliz ve Fransız Hükümetleri Londra’da yaptıkları bir toplantı sonunda İstanbul’un Türklere bırakılacağını açıkladı.


Saray’dan, işgal güçlerinden ve Ankara’dan gelen baskılara dayanamayan Ali Rıza Paşa 3 Mart 1920’de sadaretten istifa etti. Mustafa Kemal yurt çapında bir “telgraf fırtınası” başlatarak Padişahı baskı altına aldı. Anadolu Hareketine karşı olmadığı bilinen Salih Paşa 8 Mart’ta Hükümeti kurmakla görevlendirildi. Harbiye Nazırı Fevzi (Çakmak) Paşa olmuştu.


16 Mart 1920’de İngiliz güçleri, deyim yerindeyse, İstanbul’un işgalini şiddetlendirdiler. Başta Harbiye Nezareti olmak üzere bazı kamu binalarını işgal ettiler. Önceden belirlenmiş Kuvay-ı Milliyeye yakın duran bazı siyaset adamlarını ve gazetecileri evlerinde tutuklayıp götürdüler. Öğleden sonra Meclis’e geldiler. Aralarında Rauf (Orbay)’un da olduğu bazı mebusları tutuklayıp daha sonra Malta Adası’na sürdüler. Kaçabilen bazı mebuslar ve Nisan başında Salih Paşa Hükümeti'nin istifası üzerine Fevzi (Çakmak) Paşa Anadolu’ya geçti. 4 Nisan 1920’de Damat Ferit tekrar Sadrazam oldu. 11 Nisan’da Mebusan Meclisi dağıtıldı.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN KURULMASI


Meclisin Ankara’da yeniden çalışmalara başlaması için Mustafa Kemal daha ilk günden harekete geçti. Yeni Meclise, Mebusan Meclisi’nin kaçabilen ya da kaçma gereği olmadan gelebilen üyeleri katılacaktı. Ama gelemeyen veya katılmak istemeyen kişiler yerine yeniden bazı mebusların seçilmesi gerekiyordu. 19 Mart 1920’de Mustafa Kemal tüm illere ve Kolordu kumandanlıklarına gönderdiği bir talimatla, olağanüstü yetkileri bulunan bir meclisin Ankara’da toplanacağını ve dağılan Mebusan Meclisinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise katılacağını bildirdi; ivedilikle yeni mebus seçimlerinin yapılmasını ve seçilecek mebusların 15 gün içinde Ankara’ya gelmelerinin sağlanmasını istedi. Yeni meclisin niteliği ve adı da Mustafa Kemal ve arkadaşları arasında tartışma konusu oldu. Sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi adı üzerinde oydaşma sağlandı. Türkiye, Türklerin yaşadığı ülkenin adıydı. Büyük sıfatı oluşumun sıradan bir meclis olmadığını, olağanüstü yetkileri bulunduğunu anlatmaktaydı. Millet sözcüğü meclisin ulusu temsil ettiğini göstermekteydi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açıldı. Mustafa Kemal Meclis Başkanlığı’na seçildi. İşe başlarken kabul ettiği esaslara göre; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir güç tanınmıyordu; onun temsil ettiği ulusal irade vatanın kaderine egemen olacaktı. Meclis, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştı. Meclis’in seçeceği bir kurul onun adına yürütme erkini kullanacaktı. Meclis Başkanı Hükümetin de başı olacaktı. İstanbul’da ortaya çıkan son gelişmeler üzerine Anadolu’ya geçen Fevzi (Çakmak) Paşa Milli Savunma Vekili ve Albay İsmet (İnönü) Erkânıharbiye Reisi(Genelkurmay Başkanı) olarak seçilmişlerdi.


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasıyla Türk toplumunun demokrasi mücadelesinin yeni bir ivme kazandığı kuşkusuzdur.


İÇ SAVAŞ


İstanbul’da yeni Damat Ferit Paşa Hükümetinin ilk yaptığı işlerden biri, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’ye bir fetva hazırlatmak oldu. Fetvada ulusal hareketin Halife’ye karşı bir ayaklanma olduğu, buna katılanların öldürülmeleri gerektiği ve onlara karşı mücadele edenlerin şehit ya da gazi olacakları belirtiliyordu. Bu fetvadan çok sayıda basılarak ülkeye dağıtıldı. Sonra Mustafa Paşa başkanlığındaki Divan-ı Harp Mustafa Kemal ve arkadaşlarını gıyaben yargılayarak çoğunu 11 Mayıs 1920’de idama mahkûm etti. Daha önceki Damat Ferit Hükümetleri zamanında çıkartılmış olan, 27 Eylül-4 Ekim 1919 arasındaki 1. Bozkır, 25 Ekim-30 Kasım 1919 arasındaki 1. Anzavur, 20 Ekim-4 Kasım 1919 arasındaki 2. Bozkır ve 26 Ekim-24 Aralık 1919 arasındaki Şeyh Eşref ayaklanmaları Kuvay-ı Milliye birlikleri tarafından bastırılmıştı. İstanbul’un kışkırtmasıyla 16 Şubat 1920’de 2. Anzavur ayaklanması başladı. Bu girişim öncekilerden çok daha yaygın ve şiddetliydi.


Ulusal hareket karşı önlemleri almakta gecikmedi. 5 Mayıs 1920’de Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi karşı fetva yayınladı. Buna göre hainler karşı taraftı. 29 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı. TBMM Hükümeti'ne ve onun eylemlerine karşı çıkmak vatana ihanet sayıldı ve cezası idam olarak saptandı. 18 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelerin yargıçları ve savcıları mebuslardan oluşuyordu ve kararları kesindi. Karşı devrimcileri sindirme hedefi güdüyordu. TBMM 6 Mayıs 1920’de İstanbul ile resmi haberleşmenin kesilmesine karar verdi. 24 Mayıs 1920’de ise İstanbul Hükümeti’nin 16 Mart 1920’den sonra aldığı kararları ve yaptığı düzenlemeleri geçersiz saydı.

İç savaşa dönersek, Anzavur isyanı Biga, Gönen, Karacabey ve çevresini kapsıyordu. Adapazarı, Düzce ve Bolu ayaklanması Ankara’nın Beypazarı ilçesine kadar yayılmıştı. Konya’da Delibaşı Mehmet ve Yozgat’ta Çapanoğlu ayaklanmaları çıkmıştı. Bu ayaklanmalar Ankara’yı dört bir yandan kuşatmıştı. Nihayet, ulusal hareketi boğmak için Padişah’ın resmen kurdurduğu Kuvay-ı İnzibatiye ya da Hilafet Ordusu Süleyman Şefik Paşa komutasında Anadolu içinde ileri harekete geçmişti. Ali Fuat Paşa komutasındaki Kuvay-ı Milliye birlikleri Geyve’de bu ordunun saldırısını durdurduktan sonra 14 Haziran 1920’de onu bozguna uğrattılar.Bütün yaz ve güz başına kadar iç savaş Anadolu’yu kasıp kavurdu. Anzavur, Düzce-Bolu-Adapazarı ve Çapanoğlu ayaklanmaları Çerkez Ethem’in komutası altındaki Kuvay-ı Seyyare adlı birlik tarafından bastırıldı. 2 Ekim 1920’de patlak veren ve Konya’dan başlayarak yayılan Delibaşı Mehmet ayaklanması ise, kuruluş aşamasında olan düzenli ordu birlikleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Böylece iç savaş, bazı zayıf kıpırdanmalar dışında TBMM Hükümeti’nin zaferiyle sonuçlanmış oldu.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Lozan'a Giden Yol - Kaynakça

AKŞİN, Prof. Sina. Kısa Türkiye Tarihi ARMAOĞLU, Prof. Fahir. 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi. Cilt I: 1914-1980 ATATÜRK, M. Kemal. Nutuk...

 
 
 

Yorumlar


join our mailing list

Thanks for submitting!

© 2023 by Closet Confidential. Proudly created with Wix.com

bottom of page